Fener Patrikhanesi’nden Kiev çıkarması… Savaşın dini cephesi

Deniz Berktay

Önceki gün Kiev’e yapılan bir ziyaret, savaşın dini cephesini yeniden gözler önüne serdi: Fener Rum Patrikhanesi Kadıköy Metropoliti Emanuel, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’yi ziyaret etti. Ziyaretin ardından yapılan açıklamada, “Ukrayna’nın dini bağımsızlığı” konusunun ele alındığı ve Fener’in Ukrayna’ya desteğini vurguladığı bildirildi.

Bu konuya geçmeden, bir önc eki yazımda söylediğim bir hususu tekrar vurgulamak isterim: Ukrayna’daki savaşın – bana göre- iki ayrı yönü var. Bir yönüyle bu savaş, Rusya – Ukrayna savaşı ve burada, Rusya’nın açık toprak işgalini görüyoruz. Fakat dieğr yanıyla bu savaş, Rusya ile Batı arasındaki güç mücadelesinin bir parçası. Bir taraftan baktığımızda Ukrayna, Rusya’ya karşı bağımsızlığını korumaya çalışıyor, diğer taraftan ABD ve İngiltere, Rusya’yı çevrelemek için Ukrayna’yı kullanmaya çalışıyor. Bu boyutlardan ne birini görmezden gelmek doğru olur, ne de diğerini.

ABD YÖNETİMİ DESTEKLİYOR

Zelenski yönetiminin “Ukrayna’nın dini bağımsızlığı”ndan kastettiği, Ukrayna’nın Rusya’yla dini bağlarının ortadan kaldırılması. Fener Patrikhanesi ile yoğunlaşan ilişkilere baktığımızda da, burada kastedilenin, Ukrayna’daki Ortodoks cemaatin Moskova Patrikhanesi yerine Fener Patrikhanesi’ne bağlanması için gayret edildiğini anlıyoruz. Zelenski, geçen ay İstanbul’a geldiğinde Fener Patriği Bartholomeos ile görüşmüştü. Önceki gün de, Fener Patriği’ni Ukrayna’ya davet ettiği bildirildi.

Ukrayna’yı bu konuda, ABD yönetimi de destekliyor. Dahası, konu Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.

Mesele, şöyle: Ukraynalılar’ın büyük kısmı, Ruslar gibi, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebine mensup. Ancak Ukrayna’daki Ortodoks cemaat, kendi içinde birkaç cemaate ayrılmış durumda. Büyük bölümü, Rus Ortodoks Kilisesi’nin (Moskova Patrikhanesi’nin) Ukrayna koluna mensup. Öte yandan, Ukrayna’nın 1991’de bağımsız olmasının ardından, milliyetçi çizgideki rahiplerin bir bölümü, Moskova’dan ayrılarak kendi kilise teşkilatlarını kurmuştu. Ancak, Protestan dünyasından farklı olarak, Ortodoks dünyasında bir kilisenin varlığının meşru kabul edilebilmesi için, ya Fener tarafından, ya da Ortodoks dünyasındaki diğer kiliselerin önemli bölümü tarafından tanınması gerekiyor. Ukrayna’daki milliyetçi rahiplerin kiliseleri, bu nedenle, 2018’e kadar, dünyadaki diğer kiliseler tarafından tanınmamış olarak varlıklarını sürdürdü. Bu dönemde de, Ukrayna’daki çeşitli seçimlerde Moskova Patrikhanesi’ne bağlı rahiplerin önemli bir kısmı Rusya yanlısı adaylara destek verirken, milliyetçi-Batı yanlısı çizgideki Ortodoks kiliselerinin rahipleri, Batı yanlısı adaylara destek veriyordu. Böylelikle Ukrayna’da dinle siyaset, çok açık şekilde iç içe geçiyordu. Derken, 2018’de Fener Patriği, Ukrayna’nın Moskova Patrikhanesi’nin değil, kendisinin ruhani alanına girdiğini ilan etti. Ayrıca, Moskova’dan ayrıldığını ilan etmiş olan fakat dünyadaki diğer Ortodokslar tarafından tanınmayan Ukraynalı milliyetçi Ortodoks cemaatleri kendi bünyesine kattı. Fener Patrikhanesi’nin böyle bir adım atması, hem ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerin giderek gerilmesinin, hem de, Fener’le Moskova arasındaki ilişkilerin son birkaç yılda epey gerilmesinin bir sonucuydu. Ne var ki, nasıl ki Ukrayna Rusya için büyük bir stratejik öneme sahipse, aynı şekilde, Ukrayna’daki Ortodoks cemaat, Rus Ortodoks Kilisesi için hayati önemdeydi (Rus Ortodoks Kilisesi’nin cemaatinin üçte biri, Ukrayna’da. Ayrıca, Rus Ortodoksları’nın hac merkezi olarak kabul ettiği Peçersk Manastırı, Kiev’de bulunuyor. O nedenle, deyim yerindeyse, Kiev, Ruslar’ın Kabe’si). Bu nedenle, Fener’in Ukrayna’yı kendi alanında iddia ederek Moskova’ya meydan okuması sonucunda, Moskova Patrikhanesi, Fener’le bütün ilişkileri kestiğini açıklamış, böylelikle de Ortodoks dünyasında en büyük kopuş meydana gelmişti (o dönemlerde bu konuda ODA TV için ayrıntılı makaleler kaleme almıştım).

POROŞENKO ÖZENTİLİĞİ

Fener Patrikhanesi’ni Ukrayna’ya sokmak, o dönemki Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun çabalarının sonucuydu. Poroşenko, seçim öncesi vaatlerini hyerine getirmemekle suçlanıyordu ve kamuoyu desteği, yüzde 5’lere gerilemişti. Öte yandan, bir yıl içinde, yeni cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktı. Bu şartlarda Poroşenko, milliyetçi seçmenin oyunu alabilmek için, “Ukrayna’ya yerli ve milli kilise hediye eden cumhurbaşkanı” olarak seçimlere girmek istedi. Aslında bunun ne kadar milli bir adım olduğu, tartışılırdı. Zira, onun yaptığı, bağımsız bir Ukrayna kilisesi kurulması değil, Ukrayna’daki Ortodoks cemaati Fener’e bağlamaktı. Ayrıca, Poroşenko’nun bu girişimi, ona seçimleri kazandırmadı. Seçmenin kilise konusunda pek hassas olmadığı görülüyordu. Sonuçta iktidara, Poroşenko’ya tepki oylarını toplayan ve Fener Patriği’nin Ukrayna için verdiği dini berat olan tomos kelimesiyle “termos” diyerek dalga geçen Zelenski, iktidara geliverdi.

Zelenski, iktidara geldiğinde, kiliseler politikasına müdahale etmedi. Ancak, iktidara gelişinin ikinci yılında, o da, selefi Poroşenko gibi, Batı Ukrayna’daki millyetçi seçmene yaklaşmaya başladı. Savaşla beraber, ABD’nin politikalarına daha yatkın hale geldi.

FENER PATRİKHANESİ VE ABD

Kiliseler konusunun, yukarıda değindiğimiz şekilde, ABD ile Rusya arasındaki güç mücadelesiyle de, yakından bağlantısı var. 1940’lı yılların ortalarından itibaren Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’daki Ortodoks nüfusu etkisi altına almak için, Moskova Patrikhanesi’yle işbirliğine gitmişti (evet, ilk bakışta tuhaf gelebilir, fakat 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliği2nde dine yönelik en sert politikalatı uygulayan Sovyet lideri Stalin, 1940’ların ortalarından itibaren, Doğu Avrupa’da Bulgarları, Rumenler’i, Sırpları etkileyebilmek için, dine başvuracaktı). ABD ve İngiltere’yse, buna karşılık, Fener Rum Patrikhanesi’ni kullanmaya karar verdiler ve 1949’de ABD’deki Rum Ortodokslar’ın dini lideri olan Athenagoras, dönemin başkanı Truman’ın özel uçağıyla İstanbul’a gelerek bir günde Türk vatandaşlığına geçirilerek Fener patriği seçilmişti. İşte o tarihlerden beridir, ABD, Doğu Avrupa ve Oprtadoğu’daki Ortodoks nüfusu etkilemek için, Fener Patrikhanesi’ni kullanıyor.

Rusya’nın 2022’nin şubat ayında Ukrayna’ya doğrudan taarruza geçmesi, Ukrayna’da Rusya’yla bağlantılı olan bütün kurumları zora soktu. Üstelik, Moskova Patirği Kiril, Putin’in savaşına destek verdi. Böyle olunca, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Kolu, geçen yıl, Moskova’yla bütün bağlarını kopardığını açıkladı. Ne var ki, Ukrayna yönetimi, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Kolu’nun Moskova’yla bağları koparmasını samimi bulmadı ve hala ilişkinin devam ettiğini iddia etti. Bundan da ötede, bu yılın başından itibaren Ukrayna yönetimi, yukarıda sözünü etitğimiz, Rus Ortodoksları için bir hac merkezi olarak görülen ve Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Kolu’nun denetimi altında bulunan Peçerrsk Manastırı’nın kira sözleşmesini feshederek, buradaki rahipleri manastırı terketmeye zorladı. Son birkaç ahdır, manastırdaki rahiplerle Ukrayna makamları arasında gerginlik, devam ediyor. Ukrayna yönetimi, Rus Ortodoksları için en kutsal bir yer olarak görülen bu manastırı, Fener’e devretmeye hazırlanıyor. Bunun dışında, Ukrayna’daki Ortodokslar’ı, hemen olmasa da, aşamalı şekilde, Fener Patrikhanesi’nin denetimine geçirerek, “dini bağımsızlığı” sağlamayı planlıyor.

TÜRKİYE’YEYİ İLGİLENDİREN KISMI

Peki, bu olanların bizle bağlantısı ne? Aslında, bağlantı çok açık: Türkiye, 1923’te Lozan Antlaşması’nda, Fener Patrikhanesi’nin Türkiye’deki Ortodoks cemaatin dini kurumu olacağı, bunun ötesinde bir yetkisinin olmayacağına ilişkin, İtilaf Devletleri’nden, sözlü de olsa, onay almıştı. Türkiye’nin patrikhane konusundaki hassasiyeti, 1940’ların ikinci yarısı, DP iktidarının ilk zamanları ve Özal dönemi hariç, devam etti. ABD ise, Türkiye’yi, Fener Patriği’ni Ortofdokslar’ın mutlak lideri olarak tanımaya ve Fener Patriği’nin Türk vatandaşı olma şartını kaldırmaya ikna etmeye çalışıyor. Fener Patriği, şu durumda da, ziyaret ettiği ülkelerin pekçoğunda, cumhurbaşkanlarına özgü protokolle karşılanıyor ve siyasi konularda, tavırlar koyuyor. ABD’nin politikasına paralel şekilde siyasi tavırlar sergiliyor. Şimdi bile durum böyleyken, Fener Patriği’nin Türk vatandaşı olma şartının kaldırılması halinde, İstanbul’un göbeğinde, Türkiye’nin denetleyemediği, devlet benzeri bir yapı ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin Fener’in sadece Türkiye’deki Rum cemaatinin dini temsilcisi olduğunu söylemesine karşılık Fener’in Ukrayna’yı himayesine alması ve buradaki çekişmelere müdahil olması, Fener’e, bu sözünü ettiğimiz politikalar konusunda zemin kazandırmış olacaktır. O nedenle, Ukrayna’nın bağımsızlık mücadelesinden farklı olarak, Rusya ile Batı arasındaki çatışmanın bu dini boyutunu Türkiye’nin yakından, dikkatle takip etmesi gerekiyor.

Konuyla ilgilenenlere, geçtiğimiz günlerde ikinci baskısını yapan “Rusya Batı Çatışmasında Fener Rum Patrikhanesi – Ukrayna Savaşı’nın Dini Cephesi” adlı kitabımı özellikle tavsiye ederim. Kitabımı şu linkten temin edebilirsiniz: Rusya-Batı Çatışmasında Fener Rum Patrikhanesi Deniz Berktay

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir